IRKÇILIK BİZİ BİTİRECEK

“ Ey insanlar! Gerçekten Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında sizin en üstününüz, şüphe yok ki O’dan en çok sakınanınızdır.” (Hucurat, 13) Rabb’in sevdiği veya nefret ettiği bir ırk yoktur. Zaten böyle bir durum O’nun adaletine de yakışmaz.

Kimsenin kanı, canı, ten rengi, kafatası asil değildir. Asalet edinimseldir, kalıtımsal değildir; ancak takva ve ahlak güzelliğiyle elde edilebilir. Tabi bu, insanların birbirleri arasında ve kibir vesilesi olacak bir şöhret değil; Rableri katında ve sadece O’nun layık görmesiyle elde edilecek bir onurdur. (Rum 22’ye bkz.)

     Hz. Muhammed (s.a.a), İslam’la putperestliğin belirgin özelliklerinden olan gurur, kibir ve atalarla övünme alışkanlıklarına karşı savaş açar.

O (s.a.a), Veda Haccı’nda insanlığa hitap ederken ırkçılık hakkında genel bir uyarı yapar: “Ey insanlar Rabbiniz birdir ve atanız da birdir: Hepiniz Âdem (a.s)’in soyundan geliyorsunuz ve Âdem de topraktan yaratılmıştır. Allah katında en saygın ve değerliniz, O’ndan en çok korkan ve çekineninizdir. Takva (Allah’tan hakkıyla korkma) dışında Arap’ın Arap olmayan birine karşı hiçbir üstünlüğü yoktur. Dikkat edin!” Bu mükemmel ifade ‘ırkçılık’ konusundaki tüm tartışma ve şüphelere son verir niteliktedir. Türk’ün Arap’a, Amerikan’ın Afrikalı’ya, Japon’un İngiliz’e üstünlüğü yoktur. Seçilmiş ırk ve kusursuz soy yoktur.

     Bir gün İran’lı Selman, Habeşistan’lı Bilal ve Anadolu’lu Suheyb’i, Arap olmadıkları için ‘yabancı’ diye küçümseyen bir adamı Rasulullah’a şikâyet ederler. O (s.a.a), ashabını derhal toplayıp onlara seslenir:

“Ey insanlar Rabbiniz bir, babanız bir, dininiz birdir. Araplık sizin ne babanız, ne ananızdır. O, dilden ibarettir.” Daha sonra: “Bu münafık için ne buyurursun?” diye soran sahabesine cevabı: “Bırak, cehenneme kadar yolu var” olur. Selman-ı Farisi hakkında Hz. Muhammed (s.a.a)’in şu sözü sınırların, ataların ve kültürlerin yabancılığına rağmen onun Rasulullah yanındaki yakınlığını gözler önüne serer: “Selman Biz’dendir, Ehl-i Beyttendir.” Bir Müslüman için onurların en güzelidir Hz. Muhammed’e aile olabilmek. Selman’ı Peygamber Ailesine dâhil eden, onun İslam’la gelen kardeşliğinden başkası değildir.

      Bir çocuk ne babasının asaletini (!) onun kanıyla taşır, ne de babasının günahını miras alabilir: “  Allah’ın nezdinde bir çiftçi çocuğu olmakla, devlet başkanının oğlu olmak arasında fark yoktur. Çünkü mallar, makamlar, evlatlar, ilimler hepsi Allah’ın kullarına lütfu ve emanetidir. Bu nimetler; riya, kibir ve üstünlük aracı değil, imtihan vesilesidir.

     Mekke’nin fethi sırasında, ordunun önünde; başı, sakalı devesinin semerine değecek kadar öne eğilmiş bir şahıs vardır. Devamlı olarak ağzından şu kelimeler dökülür: “Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!” (Ankebut, 64) Bir devlet başkanı, bir ordu komutanı ve Allah’ın Elçisi (s.a.s)’dir sözlerin sahibi. O, bütün üstün vasıf ve rütbelerine rağmen, kul olduğunu hatırından çıkarmayandır.

Mekke’nin fethedildiği gün, adamın biri O’nun huzuruna girer. Bir devlet reisinin huzuruna çıkmanın heyecan ve korkusundan vücudu titreyen adam, ürkek adımlarla O’na yanaşır. Allah’ın Rasulü adamı rahatlatan ses tonuyla şunları söyler: “ Serbest dur, sıkılma! Ben hükümdar değilim, ben Kureyş kabilesinden kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” Çağının kayserleri, şahları ve krallarının oturduğu mücevher işlemeli tahtların aksine, kuru yerde oturan bir devlet başkanı… O, sultan bir peygamber olmaktansa kul bir peygamber olmayı tercih eder. Güzel davranışlarıyla Kur’an ayetlerini konuşturur: “Üstünlük ancak takvadadır.”

     Hz. Âdem (a.s)’den Hz. Muhammed (s.a.a)’e bütün Peygamberler aynı mesajı verir halklarına: “Ben de sizin gibi (yiyen, içen, çarşıda gezen, yolda yürüyen) biriyim. Sizden farkım bana Allah’tan vahiy gelmesidir.”

     İslam’ın temelini oluşturan “Tevhid”; kalpleri, milletleri, renkleri ve kültürleri Allah’a ibadette “bir”leştiren mutlak bir güçtür. Bu din, sınıfsal ayrıcalıkları yok etmek ve fitnelere son vermek, “kardeşlik” ekseninde bütün inananları bir araya toplamak için gelmiştir.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın